Ana Menü
Hava Durumu (Adana)
|
|
|
|
|
|
| Pzt | Sal | Çrş | Prş | Cu |
Anketler
Site İçi Arama
Kimler Sitede
Şu anda 9 konuk çevrimiçiZiyaretçilerimiz
![]() | Bugün | 211 |
![]() | Dün | 550 |
![]() | Toplam | 370172 |
| Ekolojik Tarım ve Radyasyon Uygulamaları |
|
|
|
| Murat OKUR tarafından yazıldı. |
|
KISACA TARIMIN TARİHÇESİ
“İnsanoğlu yaşadığı çevre içindeki hakimiyetini, önceleri yavaş fakat zaman içinde giderek fazlalaşan bir hızla artırmıştır. İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ derken günümüze kadar gelinmiştir. Eskiden kölelerin mesleği olarak bilinen tarım giderek günümüzdeki önemli yerini almıştır. Buharlı makinaların keşfiyle başlayan sanayi ve teknolojideki hızlı ilerlemeler birim alandan daha fazla ürün almak için sentetik kimyasal gübrelerin ve bitki korumayı daha mükemmelleştirmek için sentetik kimyasal ilaçların kullanımını öne çıkarmıştır. Bunların tek yanlı kullanımında ortaya çıkmaya başlayan sakıncalar ileri görüşlü bazı tarımcılar tarafından fark edilmiştir. Söz konusu tarımcılar sadece maksimum verim almayı ve bunu ucuza mal etmeyi düşünen, fakat doğa üzerinde meydana gelen tahribatı hiç dikkate almayan bu gidişin devam etmemesi gerektiğini anlamışlardır. Tarımın sürdürülebilmesi için organik (ekolojik, biyolojik) tarım adı altında alternatiflerini ortaya koymuşlardır. Bu öncü kişilerden Albert Howard, 1910’larda İngiltere’de başlayan ekolojik tarım fikrini 1940’ta yayınladığı tarımsal vasiyetnamesi ile pekiştirmiştir. Alman asıllı Dr. Rudolf Steiner, İsviçre asıllı Mueller ve Ruseh, Fransa asıllı Lemaire ve Boucher aynı dönemde Avrupada ekolojik felsefenin ilk öncüleri olmuşlardır. Dünyada yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşanan hızlı sanayileşme ve nüfus artışı önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çözüm olarak ise açlık probleminin giderilmesine yönelik politikalar geliştirilmiş ve yoğun girdi kullanılarak birini alandan yüksek verim almaya ve yeni alanların tarıma açılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir. Sonuçta, yoğun ve bilinçsiz tarım ilacı ve gübre kullanılması, yanlış toprak işleme uygulamaları, kalıntı riski, toprağın fiziksel yapısının bozulması, organik madde ve canlılığının yitirilmesi ve besin maddesi dengesinin bozulması, tuzlanma, çoraklaşma gibi önemli çevre sorunlarını beraberinde getirmiştir. Verimliliği daha düşük olan marjinal alanların tarıma açılması ise daha sorunlu ortamların oluşmasında etkili olmuştur. 1970’lerdeki ‘Yeşil Devrim’ olarak anılan tarım politikaları açlık sorununa kısmen çözüm oluşturmakla birlikte asıl sorunun üretim miktarı değil paylaşımdan kaynaklandığı da ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda nüfus artış hızına oranla gıda artış hızı hemen tüm ülkelerde artmış ancak çok az sayıdaki ülkede sorun olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla artık tarımda uygulanan teknikler sadece üretim miktarında sağladıkları artışla değerlendirilmemekte, çevreye, insan ve hayvan sağlığına olan etkileri ile birlikte irdelenmektedir” .(Kaynak :Tarım Net;Volkan Derinbay) Tüm bu gelişmeler alternatif çözümler içeren yeni bir üretim sistemi olan ‘Ekolojik Tarım’ yani doğa ile uyumlu ve dengeleri bozmayan bir tarımsal üretim sistemine yönelmeyi zorunlu kılmıştır. Buna bağlı olarak zararlılarla mücadele konusu da kendi içinde yeni yöntemler çıkarmıştır. Böceklerle mücadelede ‘Radyasyon kullanımı’ bu yeniliklerden bir tanesidir. Şimdilik sadece birkaç ülke (A.B.D, İsrail..) tarafından kullanılan bu yöntem bize göre dünya ölçeğinde yaygılaştırıldığında ekolojik tarım önemli bir aşamaya gelmiş olacaktır. ZARARLI BÖCEKLERE KARŞI BİYOTEKNOLOJİK YÖNTEMLER VE
Cezbediciler Radyasyon Uygulamaları Üreme gücünü zayıflatan yada yok etmek için radyasyon kullanılan bu yöntemde doğal böcek popülasyonu içerisine kısırlaştırılmış böcek karıştırılır. Böylelikle normal çiftleşme 1962 yılında Bactrocera oleae (Coq.) Rota Adasında, 1963'te Bacirocera dorsalis (Hendel) Guam Adasında eradike edildiler. Bu tarihten günümüze kadar sayısız uygulamalar yapılmıştır. Özellikle meyve sinekleri üzerinde yoğunlaştırılan bu çalışmalarda Akdeniz meyve sineği Ceratitis capitata Wied. üzerinde en fazla çalışma yapılan tür olmuştur. Bu zararlıya karşı 1967 yılında Capri, 1969 yılında Procida adalarında, daha sonraları İspanya, Orta Amerika, Tunus, Hawaii Adaları ile 1976-1977 yıllarında Kaliforniya'da yürütülen uygulamalar en belli başlı olanlarıdır. 80'li yıllardan itibaren Meksika, A.B.D. ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın işbirliği ile yürütülen Orta Amerika C. capitata eradikasyon projesi bugüne dek uygulananların en kapsamlısı olmuş, Metapa (Meksika)'da kurulan fabrika kapasitesindeki büyük böcek üretim laboratuvarında haftada 500 milyon sinek üretilmiş ve kalite kontrolleri yapılıp ışınlandıktan sonra doğaya salınmıştır. Üretimi yapılan bitkilerden kilometrelerce uzakta üretilip ışınlanan böceklerin kafesler içinde getirilerek, bahçede doğaya salınması suretiyle zararlıyı yok etmesi, ekolojik tarım felsefesine uymaktadır.” .(Tarım Net;Volkan Derinbay) Akdeniz meyve sineğinin narenciye ihracatında büyük sorun yaratabildiği düşünülürse, bu zararlıya karşı zaman zaman yersiz kalan sezonluk çözümler üretmek yerine daha kalıcı bir çözüm olabilecek ve ancak devlet eliyle uygulanabilecek ‘radyasyonla kısırlaştırma’ yöntemi ekolojik tarımın mücadele yöntemlerinden biri haline gelmelidir. Ramadan Morçimen |
| Son Güncelleme: Perşembe, 04 Haziran 2009 10:38 |







İnsanoğlu varolduğu ilk zamanlarda doğada mevcut yenebilir bitkileri toplayarak ve hayvanları avlayarak yaşamışlardır. Neandertal olarak adlandırılan bu insan tipi o dönemde yaşanan belirgin bir soğuma ve kuraklaşma nedeniyle yerini bu çağın insanlarının atası olan Homosapiens insan tipine bırakmıştır. Homosapiens insan tipi teknik ve sanat yetenekleri açısından daha donanımlı olması sebebiyle ilk kez bu dönemde besin maddelerinin üretilmesine başlanmıştır. İlkel aşamalarla başlayan bu üretim faaliyetleri “Tarım” adını alacak ve insanların doğayı tanımadaki ilgi alanı genişledikçe bu çalışmalar “Ekolojik Tarım” yani doğa ile dengeli olabilen tarımsal faaliyetler olarak anılmaya başlayacaktır.
Doğayı ve insan sağlığını korumanın esas olduğunun -geç kalınmış olsa da- anlaşılması zararlıları biyolojik kontrol altında tutarak mücadele yapmayı daha cazip hale getirmiştir. Tarımsal ilaçların meydana getirdiği ve yok olması yüzyılları alacak olan çevre kirliliği ile besin zinciri yolu ile tüm canlılara bulaşan tehlike ancak bu yolla önlenebilir hale gelecektir.